Biraz Ciddiyet

Kendimi tanıtma ve giriş yapma kısmında belirttiğim üzere oldukça bireysel bir yaklaşım sundum. Zira eğitim dediğimiz şey özünde oldukça bireysel ve herkesin farklı anılarının olduğu bir alan. Eminim ki burayı okuyan herkesin kendince bir hikâyesi vardır, iyi ya da kötü bu sistemden etkilenmiştir. Haklı olarak da hepiniz eğitim hakkında konuşabilirsiniz. Fakat olay bu noktadan sonra biraz sarpa sarmakta çünkü eğitim hakkında konuşan insanların çoğu (eğitimci olsun veya olmasın) bir çıkmaza girmekte. Girilen çoğu tartışma ve yapılan çoğu yorum bir yerden sonra basma kalıp cümlelere dönüp, sınır varmış gibi 140 karakter girdabına girmekte. 1

Bu içerik çoğunlukla gözlem ve daha önceden içine girdiğim tartışmaların zaman zaman pedagoji bilgisiyle harmanlanmasını içerecek. Elimden geldiğince de karmaşıklaştırmamaya özen göstereceğim. Dergipark.com’a girdiğinizde bu konular üzerine yazılmış binlerce makale görürsünüz. Aslında birçok kişi benim yapacağım sorun tespitlerini daha önceden yapmış vaziyette. Bu açıdan bakınca yazacağım hemen her şey daha önceden yazılmıştır ve ne yazarsam yazayım eksik kalacaktır. Yüzlerce değerli akademisyenin ve eğitimcinin, onlarca yıldır yazdığı çizdiği şeylerin hepsinden bahsetmem ne yazık ki mümkün değil. Fakat emin olduğum bir şey var ki bu değerli yazılar ülkemizde sadece o değerli kişilerin okuduğu yazılar olarak kalmakta.

Bu sorunu çözmek kesinlikle oturduğum yerden bir şeyler yazarak veya ağdalı sistemin içinde sınıfta fark yaratarak çözebileceğim bir şey değil. Bu açıdan haddimi bilmekteyim. Yapabileceğim şey ancak öğrenci, veli, öğretmen ve idarecilere girdikleri girdabı göstermek olabilir.

Akademisyenlerin bu girdabın farkında olduğunu düşünüyorum — en azından tekniğe ve verilere hâkimler. Ama teknik bilgi çoğunlukla sahanın dilini bilmez; sahada olan da teknik veriyi okumaz. Benim gözümde nihai çözüm bu iki tarafın aktif bir bilgi-tecrübe alışverişine girmesinden geçiyor. Ancak böyle bir ilişki kurulursa akademik çalışmalar “yayın çıksın” kaygısının ötesine; öğretmenler de sistemi eleştirirken “yarış atı” metaforunun ötesine geçebilir.

Hayata dair her şeyi etkileyecek ciddiyette bir sorunun çözümünü entelektüel seviyesi yüksek tartışmalar olmadan mümkün görmemekteyim. Bununla birlikte bu tartışmalar daha sonra normal vatandaşın da katılabileceği hale getirilmelidir. Eğitim tek bir kişinin baştan sona bütün fikirleri sunup gerekli düzenlemeleri yapabileceği bir konu değil takdir edersiniz ki. Maksadım gördüğüm sorunlarla ilgili fikrimi belirtip bununla ilgili ideal bir tartışma ortamının gerçekleşmesine katkıda bulunmak. Aslında bu yazıya seçtiğim ismin kaynaklarından birisi de bu.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Finlandiya’nın toplumsal ve eğitimsel sorunlarını nasıl birlikte aştığını anlatır. Yaklaşık yüz yıl önce yazılmış olmasına karşın, yaşadığımız eğitim sorunlarının ne denli köklü olduğunu düşününce hâlâ çıkarılabilecek dersler barındırdığını düşünüyorum.

Gerçi bu topraklarda daha önce denendi. Cumhuriyetin ilk yıllarında kitap, eğitim anlayışımızda ciddi bir yer tuttu; köy enstitülerinin ruhuna doğrudan dokundu. O kadar geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı ki zamanın ruhunu şekillendiren metinlerden biri hâline geldi. Fakat bu tür metinlerin kaderi biraz da böyledir: Bir yerde öğretmenin, köyün ve okulun hayalini beslerken başka bir yerde memleketi yukarıdan aşağıya terbiye etme fikrine de malzeme olabilir. Daha köy enstitülerinin hatırası soğumamışken, ülkeyi hizaya sokma görevini kendinde gören kadroların da başucunda durması böyle bir durumdur. İyi bir fikir bağlamından kopunca, zambaklar postal altında ezilebilir.

İçeriğe dönecek olursam baştan uyarmamda fayda var, bazı görüşlerim rahatsızlık uyandırabilir. Branşım olan matematiğin eğitimi ve gerekliliği(!), eğitimde fırsat eşitliği, parasız eğitim, tıp eğitimi gibi hassas sayılabilecek konularda zaman zaman kör göze parmak tavrına bürünebilirim. Büyük ihtimal en çok eleştiriyi ise meslektaşlarıma getireceğim. Bu noktada sizden sadece, söylediklerim size uygun olmasa bile sadece farklı bir fikir olarak görüp değerlendirmenizi isteyebilirim.

Bir de burada yaşayacağım en büyük sorun aslında tüm konuların birbiri ile ilişki halinde olması. Eğitimin genel amacından bahsederken sınavlardan, sınavlardan bahsederken üniversite sisteminden, üniversite sisteminden bahsederken ekonomiden, ekonomiden bahsederken toplumun genel yapısından ve toplumun genel yapısından bahsederken de eğitimden bahsetmemi gerektirecek tarzda, kısır döngü yapısına sahip bir konuyu sistematik bir hale getirmek oldukça meşakkatli bir iş. Özellikle de aksiyomlardan yeni yapılar inşa etmek üzerine kurulu matematik gibi bir disiplinde eğitim almış biri için daha da zor. Bu iş yapılamaz değil fakat konuları baştan aksiyomatik hale getirmeye çalışınca da yazılar eğitim bilimleri için yazılmış ders kitabı havasına bürünecektir. Ders kitapları farkındalık sağlamaya katkıda bulunabilseydi, zaten böyle bir yazı işine girişmezdim. Dolayısıyla anlatım içerisinde devamlı başka konulara referans vermem gerekecek. Elimden geldiğince bu referansları açıklamaya çalışacağım.

Dipnotlar

  1. Bu yazının yazıldığı dönemde, o günkü adıyla Twitter oldukça yaygındı ve tweet’lerde 140 karakter sınırı vardı.↩︎